12. Anadolu Buluşmaları Kapanış Konuşması

VE HER DAİM YENİDEN BİSMİLLAH...

“İslam Dünyasında Güncel Sorunlar ve Çözümleri” başlıklı 12. Anadolu Buluşmasında Anadolu Platformu İstişare Kurulu Başkanı Zekeriya Şengöz'ün Kapanış Konuşmasından bir kesit ;
"Euzü billahi mine'ş-Şeytani'r-racîm, Bismillâhirrahmânirrahîm
Esselamu aleyküm.
El-hamdü lillâhi rabbi’l-âlemîn, ve’s-salâtü ve’sselâmu alâ Rasûlina Muhammedin ve alâ âlihi ve sahbihi ecmain
Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'ın adıyla.
1. Biz senin göğsünü açıp genişletmedik mi? Yükünü senden alıp atmadık mı? O senin belini büken yükü . Senin şânını ve ününü yüceltmedik mi? Elbette zorluğun yanında bir kolaylık vardır. Gerçekten, zorlukla beraber bir kolaylık vardır. Boş kaldın mı hemen (başka) işe koyul, Yalnız Rabbine yönel. (İnşirah süresi 1-8)

İnancımızda ve İslam örfünde söze başlarken dört şey yaparız:
Önce Rabbimize iltica ederiz istiâze ile. Yani her türlü kötülükten uzak olduğumuzu ilan eder, ona iltica ederiz.
Sonra besmele ile Rabbimizin ismini anarız; onun Rahman ve Rahim sıfatlarının zikrederek rahmeti kendimize prensip edindiğimizi ilan ederiz.
Daha sonra hamdımızı ifade eder, en sonunda da, yeryüzünde insanlığın büyük vefa borcu gereği, bütün Peygamberlere ve Resul-i Ekrem'e salat ve selam ederiz.
Merhum Elmalılı da tefsirine münâcât ve tazarru cümleleriyle başlarken ne güzel ifade etmiştir:
İlahi! Hamdi’ni sözüme sertac ettim, Zikrini kalbime mi’rac ettim, Kitabını kendime minhac ettim.
Ben yoktum var ettin, Varlığından haberdar ettin, Aşkınla gönlümü bîkarar ettin.
İnayetine sığındım, kapına geldim, Hidayetine sığındım lütfuna geldim, Kulluk edemedim affına geldim. Şaşırtma beni doğruyu söylet neşeni duyur, hakikati öğret.
Allah Resulünün de en çok yaptığı duanın: "Ey kalpleri bir halden diğer bir hale çeviren Rabbim benim kalbimi senin dinin üzerine sabit kıl" olduğunu biliyoruz.
Hangi açıdan bakarsak bakalım içinde yaşadığımız çağda onun örnekliğine, manevi önderliğinde ve ilahi rehberliğine ihtiyacı olduğu aşikârdır. Bizim de onun sevgisine, onu okumaya, anlamaya ve getirdiği ilahi mesajı yaşamaya ihtiyacımız olduğu gibi… Yüreklerimiz yolunu şaşırdı, şaşkın yüreklerimizin onun kılavuzluğuna ihtiyacı var. İnsanlığın en büyük sorunu sevgiye susamışlıktır, onun için onu sevmeye, onunla insanı ve kâinatı sevmeye her zamankinden daha fazla muhtacız. Yürekleri tükenmiş insanların dünyasında yaşıyoruz, tükenen bütün yüreklerin Hz. Muhammed'in sevgi ve rahmeti dolu soluğuna ihtiyacı vardır. Şu günlerde emekliliği gündemde olan Diyanet İşleri Başkanımız Sayın Mehmet Görmez Hocamız da "İşimizi iyi yapabilmek, toplumu doğru anlatabilmek, milletimizi peygamber sevgisi etrafında birleştirmek ve bütünleştirmek için öncelikle bizim onu tanımaya ve örnek almaya ihtiyacımız var." demektedir.
Yolumuzun, davamızın ne olduğunu bilmek ve bu uğurda mücadele etmek zorundayız.
Peygamberlerin bize gösterdiği ve son peygamber Hz. Muhammed (sas) örnekliğiyle ortaya koyduğu mücadele yolumuz, İslam davası kadim davamızdır. Yüce Rabbimizin bize ulaştırdığı mesajı çağımıza ve bizden sonraki çağlara taşımak misyonumuzdur.
Çağlar boyu tevarüs eden “İslam’a davet misyonu” bizim hareket noktamızdır. Tarihin hangi döneminde olursa olsun bu uğurda mücadele vermiş şahsiyetler bizim örneğimizdir, yolumuzu açan önderlerdir. Derdimiz, gayretimiz, davamız; insanların kurtuluş reçetesi olan mesajı bir emanet mesabesinde görmek ve bu emanetin gereğini yerine getirmektir. Bu uğurda yaşamak ve bu uğurda mücadele etmek bizim için şereftir, iftihardır.
Beş günlük programımızın konu başlığı “İslam Dünyası’nda Güncel Sorunlar ve Çözümleri’ydi.
Bu ana başlık altında ele alınan konularla, İslam dünyasının içerisinde bulunduğu sorunlara önemli derecede değinildi. Görüyoruz ki sorunlarımız çok yönlü, yaralarımız derin, çabalarımız yetersiz.
Hz. Peygamber’den asrımıza kadar, ümmet olarak birçok belaya müptela olduk, sayısız badireler atlattık. Ancak son bir asırdır başımıza gelen belayla daha öncesinde hiç karşılaşmamıştık!.. Siyasal birliğimizi, Hilafeti kaybettik.
- Evet, önce siyasal, daha sonra da duygusal birliğimizi yitirdik. Bunun neticeleri çok ağır oldu. Sömürgeci devletler, emperyalist bir açlıkla, üşüştüler İslam coğrafyasına… Birçok zenginliğimizin yitirilmekle birlikte en kötüsü kültürel emperyalizm oldu. Bizi biz yapan maneviyatımızdan ve medeniyet değerlerimizden koparıldık.
- Yenilmişlik psikolojisinin Batı’ya karşı doğurduğu aşağılık kompleksi, önce zihin dünyamızı, sonra sosyal yapımızı kuşattı. Bu kuşatılmışlık entelektüel çölleşme ve ahlakî yozlaşma olarak yansıdı hayatımıza.
- Kendimiz olmaktan çıktık. Özgüvenimizi yitirdik. Ve en kötüsü, ümmet olarak sömürülmeye müsait hale geldik. Oysa Malik bin Nebi’nin dediği gibi: “Sömürülmekten daha kötü olan şey, sömürülmeye müsait olmaktır!”
Bir zamanlar medeniyetin beşiği olan İslam diyarları şu anda büyük sıkıntılar yaşamaktadır. Huzurun, refahın, mutluluğun teminatı olan beldeler bugünlerde yoksulluğun, istikrarsızlığın, çaresizliğin mekânları haline geldiler.
Son bir asırdır dağınıklık girdabı içerisinde dönüp duruyoruz. Siyasal dağınıklık, fikri dağınıklık, ahlakî ve duygusal dağınıklık…
- Artık bizi kuşatan bu girdaptan kurtulmak, bu kuşatmayı yarmak, bir çıkış yolu bulmak zorundayız. Ümmet olarak ödediğimiz bu kadar bedelden, çektiğimiz bu kadar acıdan sonra, şimdi yeni bir dirilişin, yeniden kendimiz oluşun arefesinde bulunduğumuzu düşünüyorum. Çektiğimiz tüm acılar hakikatin perdesinin aralanmasını sağladı. Ümmete tuzak kuran şeytanî aklın nasıl bir düzen kurduğunun farkındayız. Birbirimize olan ihtiyacımızın, bizi biz kılan İslamî değerlerin önemini yeniden hatırlattı bizlere.
- Yaşadığımız her bir felaket gösterdi ki; ya birlik olacağız, ya da bir bir yok olacağız!

12. Anadolu Buluşması

“İslam Dünyasında Güncel Sorunlar ve Çözümleri” Sonuç Bildirisi

2006 yılından bu yana her yıl düzenli olarak gerçekleştirmeye çalıştığımız Anadolu Buluşmaları’nın 12.’sini tamamladık.

Geçen yıl 11. Anadolu Buluşmaları’nda “İslam Dünyasının Temel Sorunları”nı, bu yıl ise “Güncel Sorunları ve Çözümleri, Fikir, Ahlak, Siyaset ve Hareket” konularını ele aldık.

Bu tür sempozyumların bir genel değerlendirmeye ve samimi bir murakabeye imkân vermenin yanında, farklı düşünce ve tecrübelerin edinilmesine, eksiklerin ve hataların giderilmesine katkı sağladığına inanıyoruz. Sempozyum boyunca ortaya konulmuş yaklaşım ve önerilerin satır başlarını sizlerle paylaşmak istiyoruz.

Problemlerimizin çözümleri konusunda cesaret gösteremezsek bu problemlerle yaşamak zorunda kalacağız.

İslam konusundaki bütün bilgimiz, aslında İslam konusundaki cahilliğimizde gizlidir.

Din, millet ile şeriatın, yani tevhid ile hukukun birleşmesi neticesinde oluşan ilahi nizam ve terbiyenin adıdır.

İslam dünyasının başlıca sorunu yanlış din tasavvurudur. Bu yanlış tasavvurun temel nedeni ise beslenilen bilgi kaynaklarıdır.

Aynı kitabı okuyanlar birbirlerinin boğazına sarılıyorsa, problemi başka yerde değil, kaynağa yaklaşım biçiminde aramak gerekir.

Epistemoloji ve teknik meseleler ertelenebilir. Fakat etik meseleler ertelenemez. Üretmeyen zihinlerin başkalarının ürettiklerini kullanmaktan başka bir alternatifleri yoktur.

Entelektüel çölleşmeyi aşmak uzun soluklu ve sabırlı bir çalışmayı gerektirir. Bu alanda başlatılan çalışmaların derinleştirilmesi acil ihtiyaçlarımızın başında gelmektedir.

Bizler hayata, İslam’a, dünyaya, tarihe, topluma, siyasete, insanlığa ve İslami harekete bütüncül bir bakış açısıyla yaklaşmalıyız. Parçalar önemlidir, lakin bütün oluşturduklarında parçalar çok daha değerlidir. 

“Din Allah’ın oluncaya kadar” demek, “herkesin canı, malı, dini, ırzı ve aklı emniyette olana kadar“ demektir. Bu ifadeyi başka şekilde değerlendirmek önemli sorunlara yol açacaktır.

Karşı karşıya bulunduğumuz sorunlara karşı bir mazeret üretme hakkımız yoktur. Öncelikle bu sorunları konuşma cesaretimizin olması gerekir.

Bilmeliyiz ki, kader isteyene yol gösterir, istemeyeni ise sürükler.

Ümit var olmak için umudu hak etmemiz gerekir. Umut azlığı, yılgınlık, ufuk darlığı mücadele ruhumuzu tüketiyor.

Köleleştirme sadece dışarıdan gelmez. Soru sormanızı ve düşünmenizi engelleyerek de sizi köleleştirebilirler. Bir insan için en büyük zulüm onun aklını, fikrini ve yüreğini yok saymaktır.

Hiç bir sistemde olmadığı kadar İslam, ahlaka önem vermiştir, bu anlamda tam olarak ‘İslam ahlaktır’ diyebiliriz.

Kadercilik ve teslimiyetçiliğin dayatılmasıyla insanların akletmesi zayıflatılmış ve bir tehdide dönüşmüştür.

Müslüman dünya inanç değerlerinin ortaya koyduğu ahlaki değerleri yeterince sahiplenmediği, yeni ahlaki kavramlar üretemediği için iflas etmiştir ve böyle bir kriz içine girmiştir.

Her ne kadar bugün İslam dünyası, evrensel sorunlara bir alternatif olarak görülmüyor olsa da İslam bu sorunların çözümü için bir alternatiftir. Bunu Müslümanların yapması gerekir.

Eğitim alanında önemli problemler yaşıyoruz. Ezberci, slogan üreten- derinlikten yoksun eğitim çalışmalarından bir şey beklemek doğru değildir.

Sohbet ve vaaz kültürüne dayalı bir eğitim çalışması da eksiktir.

Kültürel mirasımız bizim için taklit edilecek bir şey değil; üzerine yaslanarak geliştirmemiz gereken bir kuluçkadır.

Gerek akademi gerek sanayi, düşünce alanından insanların uzun vadeli çözümlere yatırım yapması ve o sözün bu coğrafyadan sadece Müslümanlara değil, tüm dünyaya bir öneri olarak sunulması gerektiğini düşünüyoruz.

İnsan ancak bilgi ve adaletin hâkim olduğu bir âlemde saadeti yakalayabilir. İslam ümmeti olarak sorumluluklarımızla donanıp birbirimize yaslanarak sorunlarımızı çözebiliriz. Geçmişe öykünmeden bugünü ve yarını inşa etmeyi temel sorumluluk olarak görüyoruz. Müminlerin sahada olması hakkaniyetle davranmaları için önemli bir fırsattır.

Yapılanmalarımızı bilgi ve basirete dayalı olarak gerçekleştirmeliyiz. Bu minvalde sadece kendi birikimimizle değil, insanlık birikimiyle barışmamız gerekiyor. Hikmet müminin yitiğidir.

İslami hareket sadece bilgiye dayalı bir hareket değildir. Aynı zamanda yüzyıllar içinde oluşmuş bir irfan birikimine de dayanmaktadır.

İslam dünyasının tarihsel bir hafızası vardır. Nevzuhur değildir. Var olanı doğru değerlendirir. Üzerine koyar ve geleceğe bir miras bıraktığı bilinciyle hareket eder.

İlerleyen, gelişen ve büyüyen bir İslami hareket geçmişi, mirası değerlendiren ve gelecek ufkuyla anı inşa edendir. 

Yaşadığımız kapitalist dünyayı sadece zekâtı öne sürerek çözemeyiz.

İslam’ın ahlak ve siyaset anlayışı, sadece toplumu, ekonomiyi yönetmek değil, aynı zamanda ekolojik ve çevresel sorunlarla da ilgilenmektir.

Pasif iyi aktif kötünün en büyük destekçisidir. Aktif kötü karşısında yeryüzündeki tüm iyilerle birlik halinde hareket etmeliyiz. Konformizm büyük bir beladır.

Mağduriyet dili doğru değildir. Çünkü genellikle bizler mağduriyet diline yaslanarak mazeret üretme yoluna gideriz.

Cinsiyetçilik asla kabul edilemez. Çünkü ırkçılığın bir başka boyutudur.

Anayasa farklı kimlikleri bir araya getiren, çoğulcu nitelikle kimlikler üstü bakış açısıyla kimlikleri koruyan bir sözleşmedir.

Toplumun içinde güven kazanarak işlerimize devam etmeliyiz. Bunun için sivil yapılar olarak siyasetle ilkesiz iş tutmamalıyız.

Dinimizin yerini ve farklılığını görebilmek için diğer dinleri öğrendiğimiz teoloji merkezlerimiz olmalıdır.

İslam dünyası olarak güveni yeniden tesis etmemiz gerekmektedir. Çünkü bizi millet olarak bir arada tutan şey güvendir.

Biz yaşadığımız yerlerle anlam kazanırız.

Selamımıza muhtaç olan mazlumları mağdurları unutamayız. Ümmet olarak selamını almadığımız, selama durmadığımız, selam vermediğimiz hiçbir yetim, öksüz, mazlum, muhacir kalmayıncaya kadar selamı yaymamız gerekir.

Yeryüzünün kitabında toplanan insanlar olarak yeryüzünü inşa etme sorumluluğunu yerine getirecek bir geleneği canlı tutmak zorundayız.

Anadolu Platformu olarak hayata yaklaşımımız alacaklı gibi değil, verecekli gibidir. Teşkilatlarımızda toplum menfaati, her daim kişisel menfaatin önündedir.

Gelecek, düşünen, düşündüğüyle eyleyen, rahatından vazgeçen insanların ve hareketlerin olacaktır. Bu potansiyelin bizde var olduğuna inanıyoruz.

Emeği geçen herkese teşekkürü bir borç biliyoruz.

Anadolu Platformu Tertip Komitesi 


Paylaş: